Pages: << 1 ... 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 ... 38 >>
Kod yazdığınız her an farkında olmadan seçimler yaparsınız. Bu seçimleriniz bazen iyi bazen kötü olabilir.
Mesela gündelik olarak yazılabilecek en basit;
Code:
public void List(string[] values) | |
{ | |
foreach(string s in values) | |
Console.WriteLine(s); | |
} |
şeklinde yazdığınız bir kod bir süre sonra;
Code:
public void List(string[] values) | |
{ | |
if ( values != null ) | |
{ | |
foreach(string s in values) | |
Console.WriteLine(s); | |
} | |
} |
şekline dönüşür. Aylar sonra bir türlü anlayamadığınız bir hatanın peşine düşüp saatlerde "neden çalışmıyor bu!?" diye sorular sonrasında aşağıdaki gibi bir seçim yapmış olmayı dilersiniz.
Code:
public void List(string[] values) | |
{ | |
if ( values == null ) | |
throw new ArgumentNullException("values"); | |
| |
foreach(string s in values) | |
Console.WriteLine(s); | |
} |
"parametre null geldiği zaman ses çıkarmamak; bu bir tasarım mıdır yoksa hata mıdır ?" diyerek günü kapatırsınız.
Bu tür hatalarla yeterince uğraştıktan sonra da null değer alabilen parametre yazmak gerektiğini, ArgumentNullException kullanılması gerektiğine karar verirsiniz.
Belkide kod yazarken ilerde bakımını yapacak kişinin ev adresinizi bilen, kana susamış bir piskopat olduğunu varsayarak birden fazla kez düşünmelisiniz.
Bundan 4 buçuk 5 yıl önce web tasarımına başladığımda, ( şanslı bir yerden başladığımı söyleyebilirim ) bana patronum iç içe tablolar kullanmamam gerektiğinden, hatta mecbur olmadıkça tablo kullanmamam gerektiğinden, bunun siteyi yavaşlattığından bahsetmişti. O zamanlarda işi yeni öğreniyordum. Dreamweaver'ı açıp tabloları döşüyordum
Bu saçmalığı derhal bıraktım. HTML'imi kendim yazmaya başladım. ( Firebug'u çok rahat kullanabiliyor olmam editör olarak Editplus'tan şaşmamam sayesinde oldu. ) Herneyse... Ve tablolardan olabildiğince kaçtım.
Biraz önce genellikle takip ettiğim Jennifer Kyrnin'nin blogunda bu konuyla ilgili çok güzel bir yazıya rastladım. Özetleyerek, kendi düşüncelerimi de katarak paylaşmak isterim ki hala "Tabloyla çatır çatır yerleştirmek varken neden CSS'li div kullanayım!" mantığında olan arkadaşlar tablonun ne menem bir şey olduğunu anlasın
Web sayfaları oluştururken neden tablo kullanmamalıyız?
Geçerli XHTML için CSS kullanmalısınız. Tablolar ancak veritabanından gelen listelenmiş bilgilerde kullanılabilir.
Karmaşık düzenlerde tablolar içinden çıkılmaz haller alabilir. Taglar yanlış kapanmış veya hiç kapanmamış bırakılırsa web sayfası acayip görüntüler alacaktır. Tablo, CSS kullanılan divlere göre editlenmesi çok zor bir yapıdır. CSS'de stil dosyasından yapacağınız sadece bir değişiklikle sayfada birçok öğenin şeklini değiştirebilirsiniz. Ama tabloda tek bir hatayı bulmak bile bazen insana kafayı yedirebiliyor.
Tablolar esnek değildir. Genişlikler için % değerleri kullandığınızda hem yüklenmesi ağırlaşacak hem de sayfanın görüntüsünü belirsiz şekillerde değiştirecektir. Ayrıca %'li genişlikler, şekilli sayfalarda kullanıldığında Safari vb browserlarda çok problem çıkarıyor. Sabit genişlik uygularsanız da farklı browserlarda farklı görüntülerle karşılaşıyorsunuz. CSS ile divleri istediğiniz şekle getirebiliyorsunuz. İster sabit ister esnek. Zaten div denilen şeyin default genişliği 100%.
İç içe geçmiş tabloları browserın anlaması vakit alıyor.Tek tabloyu yüksek sesle okuduğunu düşünelim .."tablo satır sütun hede sütun bitti satır bitti tablo bitti...pefff.."
Aynı şekilde hede şeyini divin içine koyarsak sadece şunu söyleyecek..
"div hede div bitti"
Arama motoru sayfaya gelir ve sayfanın en üstündeki içerik onun için en önemlisidir. Site tasarımında menüyü her zaman sayfanın soluna koyarız ve tabloda bu ilk td demektir, sayfada ilk yazı soldaki menü, yani arama motorunda yer almak için gereksiz bilgi...
Motorlarda olduğu gibi görme engelli veya okuma bilmeme gibi özellikleri olan kişiler için yapılmış olan ekran okuyucular da sayfaları baştan sona doğru okumaktadır. Sayfanın ilk başındaki gereksiz bilgi ekran okuyucu ile siteyi gezen kişiyi siteden çok rahat soğutabilir.
CSS ile sayfanın sol üstüne position verilen div bu işi çözer. Onu HTMLde sayfanın en sonuna bile koysanız o sayfanın başında yer alacak, böylece arama motorları ve ekran okuyucular ilk onu okuyacaktır.
Tabloları print ettirmek zor. Yazdırılacak içerik için sitede yazdırma sayfası açtığımız, oraya farklı HTML yazdığımız bile oluyor. Sadece print için ayrı CSS dosyası hazırlanabilir.
Düzenli bir stil dosyası ve divlerle sonradan değiştirilmesi çok kolay, her türlü ortama uyum sağlayabilecek, hem yapanı hem kullananı sevindirecek işler yapılabilir.
KAHROLSUN TABLOLAR!!!

Amerika ve Avrupa tarihi vasat, sineması zengin yerler. Türkiye'de bunun tersi söz konusu. Sanatta ve buna bağlı olarak yaşam kalitesinde geriyiz, kabul etmeliyiz.
120 tarihsel bir konuyu ele alması bakımından merak uyandırıcı. Film olarak kötü. Konu güzel, anlatım kötü = konu harcanmış. Daha ilk sahnede "Ahanda dizi yönetmeni!" dedim.
Şu dublaj meselesine zaten anlam veremiyorum. Oyuncular rol yapamıyor. O kadar yapamıyor ki yaşanmış olan son derece dramatik bu olay karşısında gözümden bir damla yaş bile gelmedi. Müzik kötü seçilmiş. Kamera oradan oraya gereksiz, abartılı, artistik hareketler yapıyor. 1914 yılında Van'da herkesin TRT Türkçe'si konuşuyor olması garibime gitti. Bölge aksanları sonradan mı çıktı acaba
Ha pardon Ermeni'lerde hafif aksan vardı. Muhtemelen onları Türklerden ayrı göstermek için yapılmış bu - ki milletimizin gaza gelme potansiyelini düşünecek olursak ayarın çok daha dikkatli yapılması gerektiğini düşünüyorum.-
Ve filmde dikkatimi çekmiş olan bu özellikler, bizim malesef sanattan uzak, televizyon karşısında yaşayan halkımızın her gün binbeşyüz tanesini izlemeğe mecbur bırakıldığı dizilerde mevcuttur.
Öyle ya da böyle, tarihin Türk filmlerine konu olmaya başlaması sevindirici. Gelecekte güzel filmler izlemeyi ümit etmekten başka çaremiz yok.
![]()
Gerçi bayat haber ama, şu Chrome işi hoşuma gitmedi açıkçası. Başımıza reklam yapabilme potansiyeli itibariyle yayılmaya çok müsait bir browser daha çıktı. Üzülmeyin arkadaşlar, Safari'ye bakarak yapmışlar
Safari'de sayfayı nasıl gösteriyorsa, onda da aynı. Bana göre arayüzü çok daha iyi. Temiz, ferah, anlaşılır, şimdilik sadece sayfa gösterdiği için gayet hızlı. Kendine çok güveniyor ki size diğer browserlarla hızını karşılaştırma imkanı bile veriyor. Hatta ilk açıldığında size en çok ziyaret ettiğiniz sayfaları ve bookmarklarınızı gösteriyor ki bu da gayet güzel bir özellik.
Google'ın mobil ortamlara da Android yazılımıyla daldığını düşünecek olursak sanırım piyasaya iki koldan saldırma planı kurmuş bunlar.
Bana göre çok fazla yayıldı ve bana ekstra iş çıkardı. Yoksa Firefox'u bırakıp Chrome kullanacağımı düşünmek bile saçma ![]()
İtalya'da kuzeyliler ve güneyliler birbirleriyle iyi anlaşamıyormuş. Güney daha fakir olduğu için.
Napoli biraz daha dağınık bir şehir. Çok fazla trafik lambasına rastlamıyorsunuz. Yollarda motosikletlere ailece binen insanlar, ara sokaklarda evlerin karşılıklı çamaşır asmak için gerdiği ipler var. Karışıklığıyla biraz İstanbul'u andırıyor
Yaşam şartları da zormuş. Kiralar yüksekmiş.
Ama tarih her yerden fışkırıyor ve korunuyor. Sahildeki zaman içinde çeşitli hükümdarlara ev sahipliği yapmış ortaçağ kalesini gezdik. Kalenin önünde metro için kazı yaparken adamlar gene tarihi eser bulmuşlar ve hemen koruma altına alınmış.
Kalenin kapısında görüldüğü üzere saldırılardan kalan top mermileri bulunmaktadır.

Alt kattaki mahzenin üzerini kalın bir camla kaplamışlar. Üzerinde gezilebiliyor. Korkutucu ama çok da güzel. Aşağıda iskelet dolu. Kimbilir kimleri kestiler oralarda...

Napoli'den sonraki gün Roma'ya gittik . Roma daha düzenli bir şehir. Daha düzenli derken İstanbul'la karşılaştırmayın bile..
Sokakları gezerken karşınıza aşağıdaki resimdeki gibi manzaralar çıkması orada çok doğal.

Bizim şehirlerimizde böyle heykeller var mı? Olsa biz onlara şöyle davranmaz mıyız?

Roma'nın en güzel yönlerinden biri, orada Michelangelo'nun en güzel eserini görebilme imkanınızın olması. Vatikan'daki kocaman San Pietro kilisesinde Pieta var. Bu heykel İsa'nın ölü vücudunu kucağında tutan Meryem'i tasvir etmektedir. Michelangelo Meryem'in elbise kumaşındaki kıvrımlardan İsa'nın ölmüş yüz ifadesine, derisinin altından görünen damarlarına kadar göstermiş. İmzaladığı tek eseriymiş. İmzası da Meryem'in elbisesini tutan kuşağın üzerine yazdığı ismi. Ama bütün bu ayrıntıları orada görmek imkansız, heykel cam korumanın arkasında, ziyaretçilere uzak bir yerde duruyor.

Ayrıca kilise loş olduğu için çok kaliteli fotoğraf da çekilemiyor. Kiliseye girmek için sabah erken saatte bile gitseniz çok uzun kuyruklarda beklemek zorundasınız. Vatikan'a turist yağıyor. Sanırım San Pietro'da yaşadığımız en komik olay, bizim turdakilerin, fotoğraf makinası bile sokulmayan ve sadece dua etmek için girilen özel bir odaya sırf meraktan girip güya dua etmeleriydi. Ta Vatikan'da bile ne derece kural tanımaz ve saygısız insanlar olduğumuzu gösterme imkanı bulduk böylece... Hahahah..
Neden bilmiyorum Sistine şapeline gidemedik.
İtalya'da trafikte arabalar kadar motosiklet ve bisikletler de var. Yani iş kıyafetleri içinde bir kadın veya adamı motosikletin üzerinde görmek orada çok normal. Bizde millet görse garip garip bakar. "aaaa cip alacak parası yok herhalde, vah yazık!!" diye ![]()

Hah bir de bitirmeden trafikle ilgili bir ayrıntı daha aklıma geldi. İnsanlar sokakta karşıdan karşıya geçerken arabalar durup yol veriyorlar! Ne kadar ilginç değil mi?
Sonra bizi neden Avrupa Birliği'ne almıyorlarmış! Bak!